Ateş Kırmızısı ismini çok severek okuduğum ve arkadaşımın hediyesi olan kitabında sonuna geldik. Bazen bazı kitapların bitmesini çok istemiyorum sanırım ayrılmak zor geliyor fakat bitti. Değerlendirmesini ve bıraktıklarını kaleme almak istiyorum.
Fausto Zanoro İtalyan ressamın gemi yolculuğu ile İstanbul'a gelişi ile başlıyor romanımız gemi kaptanı ile arkadaşlığı ve sonra İstanbul'a geldiğinde Kaptan Carbone ile ilgili gelişmeleri öğrenecek gizemli bir insanmış.
Ressamımızı İstanbul'da sevdiği kadın karşılayacak ve evlilikleri ile İstanbullu olacaklar ve hikayenin asıl kısımları başlayacak. Osmanlı İmparatorluğunun sanat sever padişahı Abdülhamit tahtta ve bu ressamımız için bir fırsat olacak sanatının ün sağlanmasına imparatorluğunda pozitif etkisi olacak. Eserlerini inanılmaz şekilde sevecek olan İstanbullular maddi olarak eserlerine yüksek paralar verecekler ve bir çok kişi ve devlet yöneticileri resimlerini çizmelerini isteyecek.
Hikayenin ilginç yeri ise gözlerine tutulacak bir kadının Zanoro ve bunun için arkadaşı Abu'dan yardım isteyecek ve çok heyecanlı bir serüven başlayacak. İki çocuğu olan ressamımız bir Osmanlı hanımın aşık oluyor :)
Orhan Bahtiyar'ın okuduğum ilk kitabı idi ve romanı çok güzel yazmış. Konusu bir kere güzel sanat ve tarihi olayların işlenmesi çok güzel bazı kitaplar vardık tek konu üzerinden aslında bize bir kaç şeyi anlatır burada da Meşrutiyet dönemini ve Abdülhamit'i anlatıyor. Ve bir İtalyan gözü ile..
Eseri okumanızı tavsiye ederim sade bir dille yazılmış ve tasvirleri gayet başarılı yapılmış. Sizi o günlere götürecektir eminim. İnkilap yayınlarından çıkan kaliteli bir roman pişman olmayacaksınız. Hiç bir kısmında sıkılacağınızı sanmıyorum. Ben sıkılmadım :) Hadi hoşça kalın.
Alıntılarım;
📌Sayfa ⁴⁸
Ama unutmamak lazım ki, şans demek, istemek, arzu etmek demektir Bir şeyi çok istiyorsanız, o her ne ise sizin onu istediğinizden defalarca daha büyük bir şevkle size gelecektir,"
📌Sayfa ⁵³
Yol ayrımlarında yapılan seçimler kimi zaman sadece bir insanın, kimi zaman da dünyanın kaderini değiştirir."
📌Sayfa ⁵⁷
Yoksa yüzünü mü unutmuştu Elisa'nın? Kendinden utandı. Kör bile olsa renkleri hissedebilecek bir hafıza, yüreğine ihanet edip sevdiği kadını kapı dışarı eder miydi hiç?
📌Sayfa ⁵⁷
Heyecanınız mantığınızı tutsak almış sinyor,"
📌Sayfa ⁵⁸
Bir an durakladı Carbone ve elinin içiyle alnına minik bir şaplak vurdu. "Kadınlar!" dedi heyecanla. "Kadınlar konusunda da sizi uyarmalıyım. Bir Müslüman kadınla asla temas etmeyin. Eğer gözleri görünüyorsa da göz teması kurmayın. Burası Venedik değil. Unutmayınız..."
📌Sayfa ⁶⁰
Açılmış olan peçenin ardından kendisine muzipçe ve aşkla gülümseyen yüz Elisa'nın yüzüydü.
📌Sayfa ⁷⁰
Galata Köprüsü'nün üzerinde her millet giyimiyle birbirinden ayrılıyordu. Dünyanın en büyük karnavalı geçiyordu ressamın gözlerinin önünden.
📌Sayfa ¹²³
"Sen ağlıyor musun? Yoksa mangala fazla mı yaklaştın?" diye sordu kasvetli ortamı yumuşatmak istercesine.
"Her doğum ve her ölüm ağlatır," dedi ve sustu Antonio.
📌Sayfa ¹⁴⁰
"Sultan Abdülaziz'in yanında götüreceği tüm ayakkabılarının tabanları söküldü ve taban ile deri kısım arasına İstanbul toprağı döşendi. Böylece sultan her gittiği yerde Osmanlı toprağına basacaktı," dedi Osman Hamdi.
📌Sayfa ¹⁴²
Müzeler ve kütüphaneler, karanlığı aydınlatan fenerler gibidir ve o fenerleri birilerinin taşıması gerekir. Bir el yorulduğunda görevini devredecek başka bir el bulamazsa o fener söner gider. O fenerin sönmemesi de eğitimiyle mümkün.
📌Sayfa ¹⁴²
O sanatçı ruh nereye kaybolmuştu? İnsanoğlu söz konusu av olduğunda neden tüm benliğini, öğretileri ve ruhani birikimlerini bir kenara bırakabiliyordu? Bu eskimiş dürtülerin ortaya çıkış sebebi açlık olamazdı. Kim bilir, belki de bu anlık nostaljiler binlerce yıllık genetik hafızanın hiçbir zaman kaybolmayacağının da göstergesiydi. İnsanoğlunu var eden, binlerce yıldır ayakta tutan "ölmemek için öldür” içgüdüsü şekil ve zaman değiştirmiş olsa da aynıydı işte. Bir ressamı bir caniye çeviriveriyordu anında.
📌Sayfa ¹⁴²
"Veremli bir anne ve babanın oğlu olmasına rağmen, son derece sağlıklıdır. Çünkü her gün düzenli spor yapar. Şehzadeliği döneminde tüm hanedan üyeleri aldıkları yüksek maaşlara rağmen borç içinde yaşarken, o mütevazı bir hayat sürdü. Ticaretten ve hisse senetlerinden çok para kazandı," dedi Osman Hamdi.
📌Sayfa ¹⁴⁵
Ve tabii yunuslar... Çok güzel ve asillerdi. O kadar yakından geçiyorlardı ki, hiç solmayan gülümsemeleri çok net görülüyordu. Müthiş avcılardı doğrusu. Hele suyun üzerine çıktıkları anlar görülmeye değerdi. Onların görülmesi balıkçı kayıklarından daha fazla sahil gezintisi yapanları sevindirmişti. Özellikle de çocuklar. Onlar sahil boyunca yunusların geçişine eşlik ediyor, gözden kaybolduklarında duraklıyor ve bir daha nereden çıkacaklarına dair tahmin oyunları oynuyorlardı. Onları izlemek de en az yunusları izlemek kadar keyifliydi. Ruhları farksızdı çünkü. Çocuklar ve yunuslar; mutlaka resmetmeliydi onları.
📌Sayfa ¹⁵⁵
Yıldız Sarayı'nı sarmalayan tüm havayı bir kerede solumak istercesine. Böyle huzurlu bir ortamda nasıl olur da sultan ölüm ve hastalık korkusunun pençeleri altında ezilebilirdi? Yoksa gökyüzüne yükselen kuşların cıvıltıları ölüm mü demekti onun için? Rengarenk narin çiçeklerin bile son derece özenle bakıldığı ortamda bir sultan nasıl hastalanabilirdi? Bu soruların tek cevabı vardı Zonaro için. Abdülhamit ciddi manada ruhsal bir buhran içinde kıvranıyordu.
📌Sayfa ¹⁵⁸
Batılılaşmaya çalışan, son derece gelenekçi, hat-ta gerici bir toplum vardı karşısında. Dinin ve dogmaların zincirlerinden kurtulamamış, o zincirlere dolanmış halde Rönesans'ın beslediği Avrupa'ya ulaşmaya çalışan, ancak zinciri kısa kalan bir toplum.
📌Sayfa ¹⁶³
"Biz Türkler dışardan bakıldığında biraz geri kafalı ve çağdışı görünebiliriz. Hatta hâlâ üzerimizdeki barbarlık yaftasini bile tam olarak çıkartabilmiş değiliz. Ama sevgili dostum, her ne olursak olalım biz dürüstüzdür. Emeğe her zaman saygı duyar, karşılığını veririz."
📌Sayfa ¹⁷²
"Benim sanatım ondan anlamayanların dilinde değil, eserlerimin içinde gizlidir.
📌Sayfa ¹⁸⁰
Bilgi temeline oturtulmayan bir çizim, sanat eseri olamaz. Sadece bir resim olarak kalır ve ben sanat eserleri yaratırım,"
📌 Sayfa ²²⁴
"Peki karşımdaki Abu değilse kim?" diye sordu ressam.
"Bunun şimdilik bir önemi yok sinyor. Zamanı geldiğinde öğrenirsiniz. Belki de öğrenmezsiniz," diyerek yanıtladı Abu.
📌Sayfa²⁴²
Özellikle bir şey dikkatini çekmişti ressamın: O kadar erkeğin bir araya gelip de ahlaka aykırı ya da terbiye sınırlarını zorlayan tek söz etmemesi, değil söz etmek ima da dahi bulunmaması olacak iş değildi. Aynı ortam İtalya'da olsa hemen dedikodular, el şakaları ve kadınlarla ilgili sohbetler başlar, muhtemelen gecenin sonu yaralanmalı bir kavgayla gelirdi.
📌Sayfa²⁴⁹
Sanatçı yarattıklarıyla para kazanmalı mıydı? Bu sorunun cevabı kesinlikle evetti. Peki sanatçı para konuşmalı ve para istemeli miydi? Keşke bu sorunun cevabı da hayır olsaydı. Keşke sanat severler sanatçıyı para konuşmasına fırsat vermeden onların emeğini ve hayal gücünü ödüllendirecek, onları mutlu edebilecek paraları verselerdi.
📌Sayfa ²⁵⁹
"Çok cesursunuz sinyor," dedi Safinaz. "Cesaretiniz sanatçı ruhunuzdan mı yoksa İtalyan olmanızdan mı geliyor?"
"Gözlerinizden... Bakışlarınızdan," diyebildi ressam sadece. Aslında çok şeyler söylemek istiyordu da, kalbi zihnine ket vurmuş, kelimeleri dudaklarının arasına hapsetmişti.
📌Sayfa ²⁷⁹
Eeee... Aşk meşk işleri zordur efendi. Çaba ister,"
📌Sayfa ³¹¹
Sarayın merdivenleri kaygandır. O merdivenleri çıkarken kimseye tutunma. Yoksa kolaylıkla kayar ve başladığın yere dönersin. Sadece kendi aklına ve iç sesine güven. Bastığın yer sağlam olsun efendi.
📌Sayfa ³¹⁷
Gözlerini Abu'nun yüzüne kilitlemiş düşünüyordu. Sultan Abdülhamit'in saraydan çıkmadan sağlamaya çalıştığı, ama sağlayamadığı adaleti sokaklarda kendine has bir şekilde sağlıyordu Abu. Hem de padişah yetkileri olmadan, sadece kendi kişiliğini, zekâsını ve liderliğini ortaya koyarak. Nasıl bir adamdı bu? Basit bir tulumbacı ya da kabadayı olmadığı aşikârdı. Peki kimdi?
📌Sayfa³³⁶
Zihninde yağmur bulutları gibi dolaşan kötü ve keyifsiz düşünceleri, resim yaparak ve müzeyle uğraşarak dağıtmaya çalışıyordu.
📌Sayfa³⁷²
Abdülhamit uzun yıllardır ülkenin başında ve koskoca imparatorluğu uçurumun kenarına getirdi. İyi ve müstesna biri olabilir. Ama bir imparatorluğu yönetmek için çok daha fazlası lazımdır. Özellikle de dünyadaki beşeri medeniyet seviyesine ulaşmış diğer ulusların yönetim şekillerine baktığınızda..."
📌Sayfa ³⁸⁰
Dostluklarını, sevgilerini, aşkını, tüm iyi ve kötü anılarını hafızasına hapsetmiş olarak ayrılıyordu. Ateş kırmızısı dudaklarını uzatarak buğusunu yeni sildiği cama hafifçe yapıştırdı kaybettiklerine veda ederken,








Yorumlar
Yorum Gönder