Mario Levi ilk kez okuduğum ve ismini hiç duymadığım bir yazardı.1990 yılında Haldun Taner öykü ödülünü almış bu kitabını merak edip kütüphaneden edindim.
Yazarın kısacık öykülerde anlattığı şeyler yani psikolojik kendi gözlemlerini ve ruh halini betimlemesine hayran kalmamak mümkün değil ödüle layık olduğunu anlıyor insan. Bazen kendi kendime mi konuşuyorum acaba dediğim anlar oldu. Çevresindeki bazı insanları ele alarak gözlemleri ve kişilik, davranış tahlilleri ile düşüncelerini yansıtıyor yazısına. Dalıyorsunuz cümlelerin içerine. Hani samimi arkadaşınla sohbet edersin ya aynen öyle yada kendinle konuşuyorsun gibi bir şey.
Psikolojik kitapları seviyorum bu yazarın başka kitaplarını okuyacağım arayı uzatmadan.
İçerisindeki Hikayeler;
-Bir Şehire Gidememek
-Hüzünler Yürürlüktedir
-Mevsimlerin Durmadığı
📌Sayfa³⁷
Bu ev" diyor Eşref Bey, "bu ev, bu sokak, bu konuklar ve hep bir şeyleri ertelemeye mecbur kalmanın küskünlüğü.
📌Sayfa⁴⁵
Aşklar, hep aynı insanlar için, gene aynı şekilde küçük sevinçler ve büyük düş kırıklıklarıyla özdeş oldu. Biraz daha seçkin ve de zengin bir Yahudi mahallesi olarak büyüyen Sıracevizler'de tarlaların yerini koca salonlu, koca apartmanlar aldı ama aydınlık sohbetleri hep eskisi gibi devam etti.
📌Sayfa⁴⁵
...yalnızca kendisi için yazıp, yazdıklarını gerçek anlamda sevebilecek ender dostlarına oku-mak gibi bir yolu denedi. Ve sanırım bu yüzden öğrencilerinin hemen hemen hiçbiri onun şairlik yönünü tam anlamıyla bilemedi. Zaten bilselerdi de pek bir şey değişmeyecekti. Çünkü çeşitli zamanlarda bıkmadan, usanmadan anlatmaya çalıştığım gibi, biz gençler (!?) daha o zamanlardan çok daha somut hedefler adına, geleceğin idarî kadrolarına yetiştirilmek gibisinden ciddi ve tutarlı (!) heveslerle yönlendiriliyorduk.Üstelik okulumuzda eğitim yabancı dilde yapılıyordu ve biz en azından bu yüzden memleketin hayırlı ve aydınlanmış evlatları olabilmeliydik.
📌Sayfa⁵⁰
ve bambaşka iklimlerde güneşin batışının ne denli değişik ve güzel olabileceğini gördü. Sokağın kendine özgü şiirini kendine göre anlamaya çalıştı ve her yeni aşkın her yeni ayrılığa nasıl "bağlanabileceğini" gördü. Bir sevgilide her şeye karşın bir şeyler bırakabilecek olmanın güzelliğini düşündü sonra; anlatabilmenin biçimlerini denedi...
📌Sayfa⁵⁸
İşte o anda hayatın her şeye karşın şöyle ya da böyle devam ettiğini, çok ayn dünyalardan bambaşka ilişkilerden gelen insanların, niteliği ne olursa olsun zorunlu bir çıkmazda, birbirlerine karşı zorunlu bir can yoldaşlığını göze alabileceklerini ve kimi tutkuları da aşabilecek bambaşka duyguların var olabileceğini ayrımsıyorum.
📌Sayfa⁶⁶
Bu aşamadan sonra yazdığım hikâyeyse birçok yaşantının ve yürekli geriye dönüşün ürünüydü. İçinde, o eski günlere birçok gönderme vardı elbette. Her şeyden önemlisi pek de o kadar sevmediğim o geçmişle ciddi bir hesaplaşmaya girişmiş, kimi insanlaraysa biraz da istediğim bir hayatı yakıştırmanın mutluluğunu gizliden gizliye yaşamaya çalışmıştım.
📌Sayfa⁶⁸
Birkaç yıl böyle kalır buraları. Bir süre son-ra da o kaçınılmaz yıkım vakti gelir. Bu köhne evin yerini koca koca apartmanlar alır sonra. Biz de tamamıyla yok olup gideriz. Bu mekânda hiçbir şey bırakamadan, hiçbir şekilde kök salama-dan..." "Belki de bir kısırdöngü" diye geçiriyorum içimden.

Yorumlar
Yorum Gönder