Kaplanın sırtı sahiden güzel seçilip konulmuş bir isim olmuş, Livaneli yine kalemini konuşturmuş. II.Abdülhamit ile ilgili bir eseri arşive kazandırmış teşekkürü bir borç biliriz okurları olarak. Tarihe ve özellikle yakın tarihe aç bir okur olarak çok aydınlatıcıydı.
Sürgün yıllarından başlayan bu kitabı padişaha doktor olarak atanan kişinin II. Abdülhamit ile Selanik'teki sohbetinin yazıya alınmış hali ile okuyoruz.
II. Abdülhamit'in sanat sever ve kültürel özelliklerini tanıyarak başlıyoruz. Yazarlık, marangozluk, ormancılık ve akla gelen gelmeyen bir sürü güzel uğraşları. Ayrıca hükümdarın ülkenin yönetimindeki o güzel stratejide ele alınıyor. Diplomatik ilişkilerle savaşa girmekten kaçınarak ülkenin çıkarlarını koruyup fayda sağlayıp ekonomik ve siyasi olarak zor durumdaki imparatorluğu ayakta tutuyor. İsyanları bastırması, meclisi kapatması ki meclis hakkında şunu vurguluyor ; çok milletli bir meclis vardı o sıralar Avrupa'da Fransız ihtilali ile milletler bağımsız söz sahibi olmak istiyorlardı. Avrupa ülkeleri için güzel fakat çok milletli yapıya sahip değillerdi ama Osmanlı'da 3 kıtaya yönettiğinden mütevellit bir sürü millet barındırıyordu, bu imparatorluğun yıkılmasına sebep olabilirdi diyor. İttihat Terakki Jön Türkler ise apayrı bir sorun Hükümdar cana kıyamamış hiç bir zaman , 33 yıl yönetmiş hep uzaklara göndererek cezalarını çeksinler taraftarı olmuş. Mesela şöyle bir konu geçiyor , ülke iyi yönetilirken güzel şeyler olurken yöneticiler sadrazamlar veya diğer yöneticilerin isimleri çok geçip popüler olurlarken tabi padişahta alır nasibini bundan fakat kötüye girişlerde hep padişahların isimleri olur ve ölüm yada sürgünle son bulur. Buna çoğu zaman tarihimizde şahit olduk.
Çok şeyler yazmak istiyorum ama uzun olsun istemiyorum. Kitabı okumak daha zevkli. Zeki ve donanımlı bir padişahı güzel bir kalemden okumak aşırı haz vericiydi. Bir sultanın 135 çocuğunun olduğunu duyunca çok şaşırmıştım.
Bazen bazı şeyler yanlış olabilir fakat o zamanın konjüktüründe bakılırsa daha objektif olabilir. Zaman farklı olsa belki daha farklı şeyler çıkarmış bu paşadan diyip başka kitaba yelken açıyorum...
Alıntılar;
Sayfa¹⁸
Ne de olsa sarayda büyümüş, her türlü görgü ve nezaket kuralını öğrenmiş, özel hocalardan piyano, şan, Fransızca, İtalyanca dersleri görmüş medeni çocuklardı.
Sayfa¹⁹
Ben bir siyaset adamıyım, diye düşündü, asker değilim ki. Harbe ne lüzum vardı? Keşke girmeseydik. Beni ordumuzun çok iyi durumda olduğuna inandırdılar ama değilmiş işte. Keşke Çar'la görüşseydim, harbe girmeseydik, siyasetle her şey çözülür.
Sayfa³¹
Ya şeyhim, demek ki kısmetten öte köy yok. Dediklerinin hepsi çıktı, saltanat sürdüm, mahpus oldum, şimdi de bu zalimlerin elinde can vermekteyim. Yetişin ya ümmet-i Muhammed!"
Sayfa⁸⁸
"Bizim anlat maya çalıştığımız da buydu işte," dedi. "Tek istediğimiz Osmanlı'nın da Avrupa gibi olmasıydı, ilme fenne dayalı olarak kalkınmasıydı. Ama siz bu yolda çalışacağınıza, bizlerin peşine hafiyeler takıp ses çıkaranı hapse tıktınız, zulmettiniz."
Sayfa⁸⁹
"Zaten dedem Mahmud zamanından beri iyice zora girmiştik. Akbabalar üzerimizde dönüyordu, ekonomimiz batmıştı, memleket dağılıyordu. Ben içerde sükûnu sağlamaya, dışarıda da büyük devletleri birbirine düşürüp devleti ayakta tutmaya çalıştım.
Sayfa²⁰¹
"Harpten nefret ederim. Kazanan olsun, kaybeden olsun her ülkenin belini kırar.
Sayfa²⁰²
Mebuslar Rum, Ermeni, Türk, Arap, Kürt, Laz, Ulah, Arnavut, Boşnak, Bulgar, Yahudilerden oluşuyordu. Sırbistan, Karadağ, Romanya, Mısır, Tunus da mebus göndermemişti. Ve bakın, meclisin çoğunluğu imparatorluktan ayrılmak isteyen azınlıkların elindeydi. Devlet-i Osmani'nin yıkılması için çalışıyorlardı. Böyle bir duruma hangi devlet dayanabilir? Üstelik harp içindeyken... Türklerin azınlıkta olduğu bir milli meclis, hiç aklınız alıyor mu? Bu yüzden kapatmak zorunda kaldım. Kusura bakmayın ama bizim Genç Osmanlıların bir türlü anlamadığı gerçek budur işte. Avrupa'ya gidip oradaki idarelerin etkisinde kalıyorlar, bizde niye olmasın diye düşünüyorlar. Ama bilmedikleri şey şu: Osmanlı'da Avrupalılar gibi birleşmiş, yekpare bir millet yoktur. Dünya yüzünde ne kadar çeşit insan ne kadar çeşit din varsa hepsi bizdedir. Şimdi hürriyet diye diye geldiler. Bakın bakalım neler olacak."
Sayfa²²⁴
İnsanlar benden bahsederken neyi unuttular biliyor musunuz? Benim de bir insan olduğumu. Bir aile babası, gülen, ağlayan, hastalanan, neşelenen bir insan olduğumu. İnsanı değil sadece iktidarı gördüler.
Sayfa²²⁵
Çok ilginç şeyler öğreniyordu.
"Bir insanı tanımak bir imparatorluğu tanımakmış,"
Sayfa²³³
Doktor'un dili varmıyordu söylemeye ama her şey daha da berbat olmuş, İmparatorluk süratli bir çozulme sürecine girmişti. Ayrıca daha başlangıçta Sultan'ı Ermeni katliamıyla suçlayan Jön Türkler "anasır" dedikleri burün din mensuplarını ve azınlıkları birleştirmek amacıyla yola çıkmış ama onlara daha da beter bir zulüm uygulamaya başlamışlardı.

Yorumlar
Yorum Gönder